Skip to content

Geride Kalan TAG-Türkiye Toplantısı: ‘Ben’den ‘BİZ’e…

14/05/2013

9-10 Mayıs tarihlerinde hummalı hazırlıklar nihayetine ulaştı. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Sergi Salonu’na yurtdışından ve yurtiçinden 50’den fazla katılımcı bildirilerini sunmak için geldiler. İki tam boyunca arkeolojinin binbir sorunu üzerine konuşuldu ve tartışıldı. Farklı uzmanlık dallarından ve farklı kurumlardan 150’yi aşkın insan aynı meseleler üzerine fikir paylaşımında bulundu. Ortak sorunlar dillendirildi, farklı grupların sorunları üzerinde duruldu. Toplantı sonunda bir çok insan bunun çok olumlu bir adım olduğunu bildirdiler, bir başlangıç da olsa arkeolojide eleştirel düşünmeye ve kuramsal yaklaşımlara acilen ihtiyaç olduğunu dile getirdiler. En çok öğrenciler kendilerine eşitlikçi ve özgür bir ortamda söz verilmesinden memnuniyetlerini dile getirdiler.

DSC_4745

Aşağıda Trakya Üniversitesi Lisans Öğrencisi Coşkun Sivil’in TAG-Türkiye toplantısı ile ilgili kaleme aldığı yazıyı okumanızı tavsiye ederim:

‘Ben’ den  ‘BİZ’ e…

Yaklaşık kırk  yıllık bir mazisi olan Teorik Arkeoloji Grubu’nun Türkiye’deki ilk toplantısı, Türkiye Arkeolojisinin asırlık sorun birikmişliğinin bir tür boşaltılması niteliğinde gerçekleşti.  Sunumlar dahilinde her başlık, farklı sorunları deşifre etti. Dün ve bugün ağırlıkta olmak üzere arkeolojinin yarını da tartışıldı. Hem öğrenci hem akademisyen cephesinde bir çok sorunda ortaklaşıldığını gördük. Ele alınan konular arasında; çarpık kadrolaşma, hoca – öğrenci ilişkisinde akademik kendileşme  ve arkeoloji eğitiminin sosyal bilim teorileriyle ne kadar beslenebildiği ve teori üretmedeki yeterliliği ilgi çekici konular oldu. Konuşmalarda otorite sorgulamaları yapıldı. Hem akademi içerisinde, hem de devlet bilim ilişkisinde anti-otoriter talepler yükseldi. Öğrenci profilinin niteliği sorgulandı. Yabancı dil eksikliğinin evrensel entegrasyonu engellediği hatırlatıldı. Fakat aynı sorgulama akademi cephesi için de yapılabilirdi. Aynı kaynakların Türkçeye çevrilmesi öğrencileri aydınlatacaktır. Bu misyon ancak yabancı dile hakim akademisyen ve öğrencilere düşer. Bunların ötesinde bazen de arkeolojinin varlığının kendisi sorgulandı. Nasıl toplumsallaşabileceği konuşuldu. İçerik yönünden çok sesli ve sorun merkezli iki gün yaşandı.

Teori önündeki sorunlar öyle büyük ki, bu sorunlar çözümlerin önüne geçti. Bariz sorunlar karşısında zaman zaman tekrara düşüldü, zaman zaman fikir ayrılığına. Fakat tüm bunlar çözüm ve dönüşümün ilk safhasıdır. İkinci günün sonunda hissedilen çözüme dair öneri yetersizliği hissinin, bu sürecin yeni yeni başlıyor olmasıyla ilgili olduğu söylenebilir. Bunlar yapılırken, eleştiri yanında özeleştiri üzerinde durulmaması tek taraflı yaklaşıma neden olabilir. Yine de konuşulan öneriler oldukça cazipti; devletle olan ilişkinin kesilmesi, ulus devlet ideolojisine bir araç olmaktan sıyrılabilmek, bürokrasi hantallığına dur demek ve her alanda boğan hiyerarşinin hastalıklı yanlarını görmek. Fakat bunların gerçekleşmesi aynı zamanda ünvanların ödün vermesi diğerlerinin de özgürleşmesi  demektir. Bu da cesaret ve samimiyet gerektirir. Sosyal teori eksikliği eleştirilirken biz de sosyal yaşamın sınıfsal gerçeklerinden kopuk düşünmezsek hem içte hem de toplumsal bütünlük sağlanabilir. Tüm bunlar düşünüldüğünde  bilimi özgürleştirme yolunda konuşulan bu konular şu an için reformist bir yaklaşımın ilerisine geçti.  Heyecan verici bu radikal söylemlerin yumuşamadan ve kararlılıkla eyleme dökülmesi ise bir özgürlük alanı yaratabilir. Eğer gerçekten herkes bunları samimi olarak istiyorsa ve birlikte harekete hazırsa, arkeoloji içinde her düzeyden destek gelecektir. Yapılacak olanlar başkalarına da örnek teşkil edebilir.  İvmeli başlayan bu süreçte herkesin yapabilecekleri var.

Artık gerek tarihsel bilimsel özgürleşme hareketlerinden çıkarımlar  gerekse dayanışma örgütlenmeleri iki gün boyunca konuşulanların tekrar gündeme gelmeyecek şekilde sonlanmasını sağlayabilir. Bazı eleştirilerde neden- sonuç bağlamında hissedilen eksiklik bu tartışmaların daha geniş katılımla gerçekleşmesiyle aşılabilir. Etken ve edilgen her sonuçta pay sahibidir. Üzerinde durulmayan bir konu da; bir çok sonucun, arkeolojinin mevcut dünya düzeninden ayrı bir yerde duramamasından ve duramayacağından  kaynaklanıyor olmasının vurgusudur. Hepimizi şekillendiren bir dış ortam var ve bu ortamın etkilerinden burjuva bireyciliği ve rekabet algısı bizleri ayrıştırıp bir arada hareket etmekten uzaklaştırıyor. Dolayısıyla kaçınılmaz olarak bu gündemler oluşuyor. Samimiyet yakalanır ve ivme hızlanırsa güzel şeyler olacak. Lisanstan akademiye bu sorunlar aşılırsa yaratıcı zekanın yaratıcı üretimlerini konuşabiliriz. Bizleri korkutan ise; bu söylemlerin otoriteler karşısında yumuşaması ya da bu düzeydeki hallerinin tekrara düşerek sıradanlaşması ve etkisini yitirmesi. Bundan sonra her şeyi açıklıkla konuşarak, ‘Ben’i bir yana bırakıp, ‘BİZ’ için harekete geçebiliriz.

Advertisements

From → Çağrı Metni

Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: